Pirina sadece yenilenebilir bir kaynak değil aynı zamanda 0 net karbon emisyonu sağlayan bir yakıttır. Bu popüler tabiri sık sık duymaya başladık. 0 net karbon emisyonu. Güneş ya da rüzgar enerjisi gibi bilindik alternatif enerji kaynaklarının sıfır emisyona neden olması anlaşılır ama kalorifer kazanında ya da sobada yaktığımız pirinanın da sıfır emisyona sahip olması nasıl oluyor da oluyor? Aşağı yukarı şöyle: Pirina yakıldığı zaman çoğunlukla karbondioksit olmak üzere çeşitli gazlar ve bir miktar kül açığa çıkıyor. Maddenin korunumu yasası gereği yaktığımız pirinanın kuru ağırlığı ile açığa çıkan kül artı gazların toplam ağırlığı birbirine eşit. Kül ve gazlar eninde sonunda doğaya karışıyorlar. Bu arada pirinanın geldiği zeytin ağaçlarında yeni zeytinler büyümekte. Zeytin ağacı büyümek ve tekrar ürün verebilmek için fotosentez yapmak zorunda. Bu sayede havadan bir miktar karbondioksit ve topraktan da gerekli mineral yapı taşlarını emiyor. Sonuçta bir zeytini oluşturmak için gereken madde ile o zeytinin enerjiye (ve yağa) çevrilmesi sırasında açığa çıkan maddenin miktarı aynı. Konumuz sera gazları olduğunda ise özellikle karbona bakıyoruz. Bir zeytinden elde edilen pirinanın yakılması sonucu açığa çıkan karbondioksitin tamamı yeni bir zeytinin büyümesi için kullanılacak. Yani orta ve uzun vadede yaktığımız kadar yeni zeytin ürettiğimiz sürece atmosfere ekstradan bir yük getirmemiş oluyoruz. İşin ilginç ve güzel yanı şu. Eğer zeytinyağı üretiminden arta kalan pirinayı yakmasaydık da doğrudan toprağa karıştırsaydık bakteriler tarafından parçalanarak gübre haline gelirken aynı miktarda sera gazının atmosfere salınmasına sebep olacaktı. Bu arada asitli atıklar ve karasu yüzünden kısa vadede toprağa da zarar vermiş olacaktık.
Biyodizel gibi tahıllardan ve tek senelik bitkilerden üretilen yakıtların da çoğu sıfır emisyona yakınlar. Ancak pirina kadar gerçekten sıfır emisyona yakın değiller. Pirina tesislerinde kurutma kazanları yakılan pirina ile sağlanıyor. Dolayısıyla ekstra enerji sarfiyatı çok çok az. Sadece aydınlatma, kurutma tamburlarını çeviren elektrikli motorlar ve pelet basma makinaları için enerji girdisine ihtiyaç var. Oysa ki biyodizel üretme sürecinde enerji yoğun bir damıtma süreci var ve genellikle fosil yakıtlardan elde edilen enerji ile süreç devam ediyor. Yani biyodizel ünitesi tüm elektrik ve ısıtma ihtiyacını kendi ürettiği yakıt ile sağlamadığı sürece tam anlamıyla sıfır emisyonlu bir yakıt olmuyor. Pirina tesisleri ise ölçekleri ve nispeten basit süreçler kullanmaları nedeniyle kendi ürettikleri enerji ile üretimi sürdürebilen işletmeler. Bu da pirinayı gerçek sıfır emisyona çok yaklaştırıyor.
Peki odun yakınca ne oluyor? Odun da sıfır emisyon yakıtı değil mi? Teoride öyle. Ama pratikte her zaman öyle değil. Üretmediğiniz mısırı ya zeytini yakıta çeviremiyorsunuz. Ancak yerine koymadığınız ağacı kesip yakabiliyorsunuz. Yani yakılan her ton odun için yeni bir tonluk ağaç kütlesi büyütemiyorsak odun net karbon emisyonu sıfırdan yüksek bir yakıt haline geliyor. Bunu tek tek yakılan oduna ve yeni dikilen ağaçlara bakarak hesaplamamıza gerek yok elbette. Orman varlığındaki değişimler bize odun ve kereste sektörünün kullandığı ham maddeyi yerine koyup koymadığını da anlatıyor. Dünyanın pek çok bölgesinde net orman varlığı azalıyor. Son yüzyılda orman varlığı yükselen bölgeler Batı Avrupa ve ABD’nin kuzey doğu kıyısındaki New England dediğimiz yerler. Oysa pirina ancak zeytin ağacının ürünü olan zeytinden elde ediliyor. Daha çok pirina üretmek için mutlaka daha fazla zeytin yetiştirmek gerek.
Pirina Bir Sıfır Net Emisyon Yakıtıdır
No comments:
Post a Comment